Ibrahim's profile***G*Ö*L*G*E***PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
***G*Ö*L*G*E*** |
|||||||||||||||||||||||
|
August 31 ....HERŞEYİ SANA YAZDIM
SENİDE HERŞEYE
KALEMLER TÜKETTİM TÜKENMEYEN HASRETLE
HAYALLERİMİN PARAĞRAF BAŞLARINA
UMUTLARIMIN PARANTEZ İÇLERİNE
HERŞEYİ SANA YAZDIM
SENİDE HERŞEYE
**EĞER**
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! CAN YÜCEL
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana. Ardarda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza, Bir kibrit çöpüne varana, Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini... Ahmed Arif
Yüzüm Yağmur Gibi
Tenime sığınan çığlığın seyri
emiyor ayak izimi bugün yüzümü renk vermiyor gölgeler sanki güneşimi alıp kaçmış da dolunayı gözlerimde boğmuşum sen ellerimden koparılınca
hüznü yudumlar her tenha çocuk pıhtılaşır da dokunaklı söz direnişin sabahına tutulur sâlâ seni sarsıntısından bilirim ayaklarımın şimdi yalnız
iki sancı büyür göz uçlarımda ateşe yağma olmuş ölür ışığa çarpan kelebek ne çok yüzü var fotoğrafların
bu rüya ne kadar yabancı bana dolunay
uykulu yüzüne vurunca gece yüzüm yağmur gibi ellerim asi süsleniyor bütün dar ağaçlarım minaremden güvercinler kaçıyor her kapımda aşk anlatılsaydın
söyler miydim sana hiç ihanetler kaçkını olduğumu tezcanlı ürperişle geldin
camda kalmış ruhumun sevinç lekesi dur ağlama şimdiden göğsümü yarıp çıkacak
ağıt olacak titrek dudağımda söz susmayı dene bir çehrene hayal tablomu astım
sendeleyen yağmuru görmeliydin yakamda yumuşak bir sürtünüştü AŞK Mehmet Şamil Baş
ÖĞRENDİM Kİ Ataol BEHRAMOĞLU
(öğrendimki; elif hocadan alınmıştır ,teşekkürler hocam ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ
|
|||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||
|
|